
Haberi Dinle
Kadın Sesi
Girişim ekosisteminin 2025 yılı verileri yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. İlk bakışta tablo, bir önceki yıla göre hareketliliğin sürdüğünü, yatırım hacminin canlı kaldığını ve Türkiye’nin teknoloji girişimciliğinde önemli bir potansiyel taşıdığını gösteriyor. Ancak rakamlar kıyaslandığında anlam kazanır, aksi halde havanda su döveriz. Çünkü tek başına yatırım turu sayısı, işlem hacmi ya da kurum sayısı bir ekosistemin gerçek gücünü göstermez. Asıl mesele, bu sayıların birbirine oranı, bu oranın dünyadaki örneklerle karşılaştırıldığında ne söylediği ve ortaya çıkan tablonun Türkiye’nin gelecek projeksiyonuna nasıl tercüme edileceğidir.
Türkiye bugün azımsanmayacak büyüklükte bir girişimcilik altyapısına sahip. Ülkede 113 teknopark bulunuyor. Bu bölgelerde 11 binden fazla, fiilen 12 bine yaklaşan firma Ar-Ge ve teknoloji geliştirme faaliyeti yürütüyor. Bu girişimler 66 binin üzerinde istihdam sağlıyor ve teknopark kaynaklı ihracat 2023 itibarıyla 5,6 milyar doların üzerine çıkmış durumda. Buna ek olarak KOSGEB desteğiyle faaliyet gösteren TEKMER sayısı 2025 sonu itibarıyla 39’a yükselmiş durumda ve bu merkezlerde 800’ün üzerinde teknoloji girişimi yer alıyor. Yani Türkiye, teknoparklar ve TEKMER’ler üzerinden bakıldığında yaklaşık 12 bin girişimci ciddi bir teknoloji havuzu oluşturmuş bulunuyor. Kağıt üzerinde bu tablo güçlü görünüyor. Altyapı var, insan kaynağı var, kurumsal mekanizma var, sayı var. Tam da bu nedenle artık sorulması gereken soru “kaç merkezimiz var” değil, “bu merkezlerden nasıl bir çıktı alıyoruz” sorusudur.
2025 yatırım verileri bu açıdan dikkatle okunmayı hak ediyor. Yıl genelinde toplam 360 yatırım işlemi gerçekleştiği ve toplam yatırım hacminin 1,4 milyar dolar seviyesine ulaştığı görülüyor. Bu işlemlerin 42’sinde yabancı yatırımcılar yer alırken, 318 işlem yerli yatırımcılar tarafından gerçekleştirildi. Hacim tarafında ise daha çarpıcı bir tablo var: yabancı yatırımcıların yer aldığı işlemler 1,145 milyar dolarlık büyüklük üretirken, yerli yatırımcı işlemlerinin toplamı 227 milyon dolar seviyesinde kalıyor. Bu veri bize şunu söylüyor: adet bazında yerli yatırımcı daha görünür olabilir, ancak hacim ve güven üretimi açısından sistem hala yabancı sermayeye daha fazla yaslanıyor. Türkiye’de sermaye derinliği henüz ekosistemin bütününe yayılmış bir olgunluk düzeyine ulaşmış değil.
Buradaki en kritik nokta ise TÜBİTAK BİGG desteğinin toplam yatırım sayısının içinde yer alıp almadığı meselesidir. Bu konu hala tam anlamıyla netleşmiş değildir. Nihai metodolojik ayrım herkesin üzerinde uzlaştığı şekilde açıklanmış değil. Ancak Startup Centrum’un 2025 üçüncü çeyrek raporu, yılın ilk dokuz ayında gerçekleşen 240 yatırım turunun 106’sının TÜBİTAK-BİGG, 11’inin ise kitle fonlaması olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle bugün için en makul okuma şudur: en azından 2025’in ilk dokuz ayına ilişkin toplam yatırım sayısının içinde TÜBİTAK BİGG destekleri yer alıyor gibi görünmektedir. Bu vurgu hayati önemdedir. Çünkü eğer kamu destekli erken aşama işlemler toplam yatırım sayısının içinde yer alıyorsa, manşet rakam büyür ama piyasanın kendi doğal yatırım kapasitesi olduğundan daha güçlü görünür.
Bu ayrımı yaptığımızda Türkiye’nin önündeki gerçek fotoğraf daha netleşiyor. Yaklaşık 12 bin girişimci teknopark ve TEKMER havuzuna karşılık 2025 yılında toplam 360 yatırım işlemi gerçekleşmişse, kaba hesapla her 33 girişimden yalnızca biri yatırım alabilmiş demektir. Bu yaklaşık yüzde 3’lük bir dönüşüm oranına karşılık gelir. Ancak toplam yatırım sayısının içinde BİGG destekleri de varsa ve yıl sonunda tamamlanan 164 BİGG yatırım işlemi bu genel tabloya dahil ediliyorsa, o zaman özel yatırımcılar, fonlar ve kitle fonlaması benzeri piyasa mekanizmaları üzerinden yatırım alan girişim sayısı yaklaşık 200’e düşüyor. Bu durumda yaklaşık 12 bin girişimci havuzun yalnızca yüzde 1,6’sı kamu desteği dışındaki yatırım kanallarıyla sermayeye ulaşabilmiş oluyor. Başka bir deyişle sistemin içinde bulunan her 100 girişimden yaklaşık 98’i piyasa yatırımına erişemiyor.
Bu oran, tek başına bile Türkiye’nin nicelik ile nitelik arasındaki farkını ortaya koymaya yetiyor. Çünkü burada sözünü ettiğimiz 12 bin girişim, zaten belli bir destek mekanizmasının içine girebilmiş, belli bir filtreyi geçmiş, görece görünür, organize ve kurumsal yapılarda konumlanan girişimlerdir. Eğer teknopark ve TEKMER dışındaki girişimler de toplam ekosistem hesabına dahil edilse, piyasa yatırımıyla buluşma oranı daha da aşağıya düşecektir. Dolayısıyla bugün Türkiye’nin temel sorunu girişim sayısının azlığı değil bu büyük havuzun yatırım yapılabilir, ölçeklenebilir ve güven üretir hale dönüşememesidir.
fundediq.com Kasım 2025 verilerine göre ülkelerde başarı ile sonuçlanan yatırım sayılarının ülkelerdeki toplam girişim sayısına oranladığımızda aşağıdaki rakamlara ulaştık:
Dünya girişim ekosistemi ile kıyaslandığında Türkiye’nin ortalamada geride kaldığı kaçınılmaz bir gerçek. Ancak bu kıyaslamayı alacak daha çok yolumuz, değerlendirecek daha çok fırsatımız var diye okuyarak, ekosistemde bu noktadan itibaren yapısal birtakım önlemler almamız gerekiyor. Biz uzun süre ekosistemi kurum sayısı, ofis doluluğu, içerdeki girişim sayısı, yapılan etkinlikler ve görünürlük üzerinden okuduk. Oysa bugün rakamların söylediği şey şudur: sayı tamam, dönüşüm zayıf. 113 teknopark, 39 TEKMER ve yaklaşık 12 bin girişimci bir havuz varsa, bunun doğal çıktısı yalnızca doluluk olmamalıydı. Bunun çok daha yüksek bir yatırım dönüşüm oranı, daha güçlü bir yabancı yatırımcı ilgisi, daha yüksek bir takip turu başarısı ve daha yoğun bir uluslararasılaşma üretmesi gerekirdi. Eğer sistem bu çıktıları yeterince veremiyorsa, sorun altyapının eksikliğinde değil, o altyapının nasıl yönetildiğinde ve neye göre ölçüldüğünde aranmalıdır.
Bu nedenle başta teknoparklar ve TEKMER’ler olmak üzere, girişim ekosisteminin diğer tüm unsurları artık nicelikten niteliğe geçmek zorundadır. Performans kriteri doluluk oranı olmaktan çıkmalıdır. Girişim ekosistemine hizmet veren bir kurumun yöneticisinin başarısı, binanın ne kadarının dolu olduğuyla değil içerideki girişimlerin kaçının yatırım turuna hazır hale geldiği, kaçının ilk ihracatını yaptığı, kaçının ikinci yatırımını aldığı, kaçının yabancı yatırımcıyla temas kurduğu ve kaçının gerçekten ölçeklenebilir bir şirket yapısına dönüştüğüyle ölçülmelidir. Aksi halde yöneticiler, girişimlerin gözünün içine bakan, onları kaybetmemek için standardı gevşeten ve ekosistemi sertleştirmek yerine yumuşatan bir role mahkum olur. Bu da kısa vadede doluluğu korur ama uzun vadede kaliteyi düşürür.
Burada girişimcilere ilişkin bir gerçeği de açıkça ifade etmek gerekir. Evet, girişimler bu ekosistemin merkezindedir. Evet, bu yapılar girişimler için vardır. Ancak bu gerçek, girişimlerin hiçbir nitelik baskısına maruz kalmaması gerektiği anlamına gelmez. Tam tersine, ekosistemin gelişmesi için girişimlerin de daha güçlü bir disiplin rejimine ihtiyacı vardır. Yalnızca Ar-Ge yapıyor olmak, yatırım yapılabilir olmak anlamına gelmez. Yalnızca teknik olarak iyi bir ürün geliştirmek, pazarın o ürünü istediği anlamına gelmez. Bugünün dünyasında girişimlerden yalnızca teknoloji değil satış becerisi, pazarlama disiplini, büyüme stratejisi, pazar geliştirme kapasitesi, iş geliştirme refleksi, kurumsallaşma iradesi ve düzenli raporlama kalitesi de beklenir. Eğer teknopark ve TEKMER yapıları bu alanlarda daha katı bir çerçeve kuramazsa, içerdeki girişim sayısı artsa bile gerçek yatırım performansı sınırlı kalmaya devam eder.
Türkiye için bundan sonrası adına kaba ama öğretici bir projeksiyon yapılabilir. Bugün yaklaşık 12 bin girişimci havuzdan BİGG hariç yaklaşık 200 girişim piyasa yatırımı alabiliyorsa, dönüşüm oranı yüzde 1,6’dır. Türkiye bu oranı orta vadede yüzde 3’e çıkarabilirse, aynı havuzdan 360 girişim BİGG dışı yatırım alabilir. Oran yüzde 5’e çıkarsa sayı 600’e ulaşır. Bu yalnızca işlem sayısındaki artış anlamına gelmez. Daha fazla yabancı yatırımcı ilgisi, daha fazla takip turu, daha yüksek şirket değerlemesi, daha fazla ihracat ve daha güçlü şirket ömrü anlamına gelir. Yani mesele rakamları süslemek değil, çarpanı büyütmektir. Türkiye’nin önündeki asıl sınav da budur.
Sonuç olarak Türkiye’nin girişimcilik ekosistemi küçümsenecek bir yerde değildir. Ancak mevcut potansiyelini de yeterince değerlendirebilmiş değildir. 113 teknopark, 39 TEKMER, yaklaşık 12 bin girişim, 66 binin üzerinde istihdam ve milyarlarca dolarlık ihracat üreten bir yapının, piyasa yatırımına dönüşüm oranının yüzde 1,6 seviyesinde kalması kabul edilebilir bir tablo değildir. Yabancı yatırımcı sayısı artmalı, güven daha güçlü tesis edilmeli, kamu destekleri ile piyasa yatırımları daha net ayrıştırılmalı ve teknoparklarla TEKMER’ler artık doluluk odaklı değil sonuç odaklı yönetilmelidir. Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla nicelik değil, daha yüksek nitelik; daha fazla ofis değil, daha fazla ölçeklenme; daha fazla himaye değil, daha fazla standarttır. Çünkü girişim ekosistemleri sayı ile değil, sayıdan çıkan sonuçla büyür.
GirişimcilikStartupStartup ekosistemiYatırımcıGirişim yatırımı



Yorum Yap